Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

KIRK AMBAR * Oyhan Hasan BILDIRKİ

Kýrk Ambar Kimlik Ara Beni E Posta Adreslerim Favori Sitelerim Konuk Defterim Resimlerim Foto Albümlerim Çanakkale Destan Destan Sisler İçinde İki Sevdalı Üç Kızların En Küçüğü Aşkımızın Ölümsüz Şafağı Gönlüm Bir Uçurtmaydı Sensizlik Zamanı Şairim Keyfin Yerinde Şimdi Bir Sevdalı Ateş Yüreğimde Özledin mi Beni? Kader Çekmiş Bizi Aynı Resmin İçinde Bulutlar Pusuda Hüzün Türküsü Sevdamız Sonsuz Bir Nehir Aydın İli Mânileri Söke Mânileri Karanfil Mânileri Söke Bilmeceleri Yörük Ali Türküsü Zaman Kuşakları Atatürk ve Sanat Hasret Hürriyet Gülebilmenin Bedeli Çağdaş Uygarlık Babam Çekirgeler "Kırım" İkizler Kendine Mektup Yazan Adam Fırsatın Ucu Kemal Sözen M. Kemal Yılmaz Mehmet Çınarlı Abdülkadir Güler Türk Müziği Balkan Türkleri Bülent Ecevit Faruk Nafiz Çamlıbel Yüzyıla Ağıt Türkçe Düşmanları Aşır Tunca Çözümsüzlük Kuşatma İttifak Kitaplarım Oyhanata'dan Çanakkale Destanı Büyük İlgi Bütün Fidanlar Sımsıcak Koçaklar Üçüncü Günün Öğlesi Ceylan Gözlüm El Değmedik Sevdalara Uyanmak Çanakkale Destan Destan Ustaların Öncüsü Oyhan Hasan Bıldırki ve Hikâye Dünyası



       “Çözümsüzlük”

       Çağımızın en öldürücü hastalığının adı, kim ne derse desin, ya da nasıl düşünürse düşünsün, “çözümsüzlük”tür. Kestirmeden söylemekte yarar var. “Çözümsüzlük”, hiçbir derde ilaç olmamaktır. Sözün özü, “salla gitsin” demektir.
      Bu anlayış, kötü. Hatta kötünün en katmerlisi! Üstelik bu hastalık, yalnızca bize özel de değil. Doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine, yoksulundan zenginine, yaşadığımız yeryuvarlağının köşe bucak her yerini tutmuş. Bana söyler misiniz, aranızdan kim, şu oldukça ünlü bir tarih başlangıcı olan “11 Eylül” bozgununun çok önceden biliniyor olduğunu duymadı? Ya öyle de, kim, niçin söz konusu bozgunu önlemek için elini ya da kolunu kıpırdatmadı? Bana kalırsa birileri yalan söylüyor, utanıp sıkılmadan da “salla gitsin” ayağına yatıyor. ABD, yandaşlarıyla birlikte “demokrasiyi kollamak” adına Afganistan’a girdi de ne oldu? Şimdi kavruk Afgan topraklarında mor sümbüller, hercai menekşeler, kırmızı güller mi açıyor?
      Baştan da söylemiştim ya, aslında bu işin temelinde “çözümsüzlük” yatıyor.
      “Eller aya, biz yaya!” diye, çok kere yakındık, dizlerimizi dövdük. Oysa ne kadar da yanılmışız, aldanmışız. Bizim aynamız bize ne gösteriyorsa, başkalarına da, onu gösterir. Nasıl derler; “Kelin perçemi olsa, cebinde tarak taşır.” değil mi? Demek ki; “Ayvaz kasap, hep bir hesap.”
      Salla gitsin, mutsuz milletinin kanı kaynasın, yüreği kabına sığamaz olsun! Nasıl olsa sen, anlı şanlı zaferlerine, yepyeni zaferler eklemenin sevdasındasın. Milletin umudu, bir başka bahara kalmış, umurunda mı?
      Salla gitsin, mutsuz milletinin kanı kaynasın, yüreği kabına sığamaz olsun!
      “Apo’nun durumu” ne olacakmış?
      Sana bana ne, bize ne? Kerameti kendinde gizli, çok büyüklerimizin sayesinde, bu duruma da bir kulp takılır, sebep uydurulur, ucundan kıyısından, “AB ilkeleri”ne sığınılır, bir kolayı bulunur. Yüzümüze kapalı bütün kilitli kapılar da, şırak diye ardına kadar açılır. Gelsin Avrupa, gelsin dilediğince dolaşma hakkı. “Euro”lar yağmur gibi yağsın, hiçbir cebinde “dolar”a yer kalmasın. Hayâli bile eğlenceli değil mi?
      “Kürtçe eğitim”, yapılmıyor mu? Çatısında uydu sallanan her evde, elbette benim ülkemde, üç televizyon kanalıyla günün 24 saatinde bu eğitim denilen şey, zaten yıllardır yapılıyor. Şimdi bunun da tasası, sana bana mı düştü? Omuzlarındaki yük, oldukça ağır. Daha sen, hangi yüklerin peşindesin? “10 dakikalık TRT İnt yayınıyla”, daha başka kimleri kandırmanın sevdasındasın? Oysa el ele versek, bu yurdun bütün insanları birlikte karara varsak, yediden yetmişe hepimiz “İngilizce” öğrensek, fena mı olur?
      Salla gitsin, mutsuz milletinin kanı kaynasın, yüreği kabına sığamaz olsun!
      O zaman bu yurt da bölünmez, milletimiz de birbirine girmez.
      Oysa, “ağzı olan konuşuyor.”
      Çözüm için, daha önce olduğu gibi, şimdilerde de “havanda su dövülüyor”. “Ölme eşeğim” anlayışına yatılıyor, nasıl olsa günün birinde “yoncaların biteceği” umudu, yürüklerimizde salınıyor. Hem de kurula kurula! Ah, günü gelip de hep birlikte şapkalarımızı havaya atabilsek, ne olurdu?
      Yukarıdaki iki işin “ateşli sevdalıları”, bir dil sürçmesine göre, herhalde “üç aylık mı, on üç aylık mı, ne?” tatile çıkmışlar. Hiçbirinin de aklına, söylediklerini dillendiren yasa tekliflerini, TBMM Başkanlığı’na bırakıp da gitmek gelmemiş.
      Salla gitsin, mutsuz milletinin kanı kaynasın, yüreği kabına sığamaz olsun!
      Bundan daha güzel bir başka “çözümsüzlük” örneği mi olur?
      Düşünün, belki bulursunuz!
      Değil mi?          

      Oyhan Hasan BILDIRKİ